9. sınıf Türk Dili ve Edebiyatı dersi kitabında sayfa 296'da karekodda verilen Monte Kristo Kontu videosunun tam metnini yazımızda bulabilirsiniz. Ayrıca yazıyı PDF formatında bilgisayarınıza ya da telefonunuza indirmek isterseniz yazının sonundaki bağlantıdan indirebilirsiniz.
Monte Kristo Kontu Videosu Tam Metni
1815 yılında Fransa İmparatoru Napoleon’un (Napolyon) Elbe Adası’nda tutuklu bulunduğu günlerde üç direkli bir gemi, ağır ağır Marsilya Limanı’na girer. Geminin kaptanı on dokuz yaşındaki mert ve iyi yürekli bir kişi olan Edmond Dantes’tir (Edmon Dontes). Bu genç, geminin ikinci kaptanıdır ve uzun deniz yolculuğu sırasında kaptanın ölümü üzerine geminin idaresini ele alıp gemiyi güvenli bir şekilde geri getirir. Geminin sahibi Bay Morrel (Morel); bu gencin yeteneğinden, cesaretinden, dürüstlüğünden ve liyakatinden etkilenerek onu geminin kaptanı yapar. Bu ani yükseliş çevresindekileri kıskandırır, gemi kâtibi Danglars’ın (Dönglers) bütün planları bozulur. Danglars, Caderousse (Kaderus) ve Edmond Dantes’in nişanlısı Mercedes’e (Mersedes) delice tutkun olan Fernand (Fernan); Dantes’i yok etmek için birleşir.
Yolculuk sırasında ölmek üzere olan kaptan, Edmond Dantes'ten son bir istekte bulunur. Kaptanın isteği, Dantes'in Elbe Adası'na gitmesi ve kendisine vereceği paketi İmparator Napoleon'a ulaştırmasıdır. Dantes, Elbe Adası'na gider ve paketi Napoleon'a verir. Napoleon da ona Paris'te birine ulaştırması için bir mektup verir. Edmond Dantes'in Mercedes'le evleneceği gece savcılığa bir ihbar mektubu gelir. Bu mektupta Dantes'in Napoleon'la görüştüğü yazılıdır. Bunun üzerine Dantes tutuklanır ve Savcı Yardımcısı Villefort'un (Vilfort) emriyle If (İf) Şatosu'na gönderilir. If Şatosu, kapatılanların ölünceye kadar gün ışığı görmediği korkunç bir zindandır. İlk haftalar çıldıracak gibi olan Edmond Dantes, yıllarca zindanın duvarını delip kaçacak bir dehliz hazırlamaya çalışır. Edmond'un kazdığı dehliz Rahip Faria'nın (Farya) tutulduğu odaya çıkar. Faria, Dantes'e bütün tecrübelerini ve bilgilerini öğretir. Dantes'in başına gelenleri de yorumlayıp olayları aydınlatır: İhbar mektubunu Danglars, Fernand ve Caderousse yazmıştır. Napoleon'un Paris'te ulaştırılması için kendisine verdiği mektup da Savcı Yardımcısı Villefort'un babasına gitmektedir. Villefort, bu durumun ortaya çıkmasını engellemek için mektubu yakmış; bu olayı kimseye anlatmaması için Dantes'e yemin ettirmiş ve Dantes'i If Şatosu'na hapsettirmiştir.
Faria, Monte Cristo Adası'nda bulunan çok büyük bir hazinenin haritasını oğlu gibi bağlandığı Edmond Dantes'e verir. Bu olaydan birkaç gün sonra Faria ölür. Gardiyanlar, Faria'nın cesedini bir çuvala koyarlar ve denize atmak için gece yarısını beklemeye başlarlar. Edmond Dantes, gizli tünelden geçer ve çuvala kendisi girer. Gece yarısı gardiyanlar Dantes'in içinde bulunduğu çuvalı denize atarlar. If Şatosunda haksay yere on dört yıl tutuklu kalan Edmond Dantes, Monte Cristo Adası'ndaki hazineyi bulur ve çok zengin olur. Monte Cristo Kontu adıyla Paris'e yerleşir, çok büyük serveti ile Paris sosyetesinin gözlerini kamaştırır. Babasının açlıktan öldüğünü, Bay Morrel'in kendisinin suçsuzluğunu ispat etmek için çok çaba sarf ettiğini ancak bu çabalarının sonucunda Napoleoncu damgasını yediğini, işlerinin bozulduğunu ve iflas ettiğini; Danglars'ın Fransa'nın en varlıklı bankeri Baron Danglars olduğunu, Fernand'ın ünlü ve zengin Kont Morcef (Morsef) olduğunu öğrenir. Daha da kötüsü Mercedes de Fernand ile evlenmiştir. Savcı Yardımcısı Villefort da çok zengin ve önemli bir kişi olmuştur. Monte Cristo Kontu kimliğiyle kendisine yapılan kötülüğü ortaya çıkarmak için harekete geçen Edmond Dantes, kendisine kötülük edenlerin gerçek kimliklerini ortaya çıkarır ve cezalandırılmalarını sağlar.
Şimdi romandan If Şatosu’ndan kaçıp Monte Kristo Kontu adını alan ve çok zengin bir insan olan Edmond Dantes’in yıllar sonra If Şatosu’na tekrar gidişini anlatan bir bölüm dinleyeceksiniz.
CXIII - Geçmiş
Büyük bir ihtimalle artık hiç göremeyeceği Mercedes’i yalnız bırakarak evden çıkan Kont’un yüreği incinmişti. (...) Kont neredeyse kendi kendisini suçlayacak hale gelmesini, hesaplarında bir hata yapmış olması gerektiğine bağlıyordu. “Geçmişi yanlış değerlendiriyorum,” dedi, “ve böyle yanılmış olamam.” “Ne yani!” diye devam etti. “Seçtiğim hedef akla uygun değil miydi? Ne yani! On yıldır yanlış bir yol mu izliyorum? (...)
Aklımı kaçıracak bu düşünceleri sindiremem. Şu anki akıl yürütmelerimde eksik olan, bu geçmişi ufkun diğer yanında yeniden gördüğüm için geçmişin doğru değerlendirilmesi. Yaşam sürecinde ileri gidildikçe, geçmiş, önünden geçilen manzaralar gibi uzaklaşarak siliniyor. Ben de rüyasında yaralandığını gören, baktığı ve hissettiği yaraları nerede aldığını bilmeyenler gibiyim. Hadi bakalım, yeniden doğan adam; hadi bakalım kaçık zengin, uyanan uykucu; her şeye kadir hayalci, alt edilemez milyoner, bir an için o sefil ve aç yaşamın lanetli bakış açısıyla düşün; kaderin seni ittiği, felaketin seni sürüklediği, umutsuzluğun içini kapladığı o yollardan bir daha geç; şu an Monte Cristo’nun Dantes’e baktığı o aynanın camlarında bol bol elmas, altın ve mutluluk ışıldıyor, elmaslarını sakla, o altınları çamura at, o ışıltıları gölgele; zenginken fakirliği, özgürken mahkûmiyeti yeniden yaşa; yeniden canlanmışken cesedi aramaya başla.”
Monte Cristo bunları düşünürken Caisserie (Kessıri) Sokağı’ndan geçiyordu. Bu, yirmi dört yıl önce sessiz bir gece devriyesi tarafından götürüldüğü sokaktı; bu güleç ve şirin evler o gece kasvetli, sessiz ve durgundu. "Yine de aynı evler," diye mırıldandı Monte Cristo, "sadece zaman geceydi, şimdi ise gündüz; her şeyi aydınlatan ve neşelendiren güneşin etkisi."
(Monte Cristo, rıhtıma iner, bir tekneye biner ve yıllarca tutsak kaldığı If Şatosu'na doğru yola çıkar.)
Hava çok güzel, yolculuk muhteşemdi. Ufukta kırmızı ve alevler saçan güneş yaklaştıkça kızıllaştırdığı dalgaların içine iniyordu; ayna gibi dümdüz olan deniz, bazen gizli bir düşman tarafından kovalanan ve kurtulmak için havaya fırlayan balıkların sıçrayışlarıyla karışıyordu; nihayet ufukta uçuşan martılar gibi beyaz ve zarif görünen ve Martigues'e (Mertig) doğru yol alan balıkçı kayıklarının ya da Korsika'ya ve İspanya'ya yük taşıyan gemilerin geçtiği görülüyordu. Bu güzel havaya, ince kıvrımlı o kayıklara, manzarayı yaldıza boyayan ışığa rağmen, paltosuna sarınmış olan Kont o korkunç yolculuğun tüm ayrıntılarını, Katalan mahallesinde yanan o tek ışığı, götürüldüğünü öğrendiği If Şatosu’nun görüntüsünü, denize atlamak istediğinde jandarmalarla mücadelesini, yenildiğini anladığında kapıldığı umutsuzluğu ve buzdan bir halka gibi şakağına dayanan karabinanın namlusunun soğukluğunu hatırlıyordu. Ve Monte Cristo kontu yavaş yavaş, yazın kuruyan, sonbahar bulutları toplandığında nemlenen ve topraktan damla damla çıkmaya başlayan kaynaklardaki gibi, göğsünde bir zamanlar Edmond Dantes’in yüreğine dolan o eski kederin kımıltılarını hissetti.
Artık onun için hava güzel, kayıklar zarif, ışıklar parlak değildi; gökyüzünü kasvetli yas tülleri kapladı ve İf Şatosu denen siyah devin görüntüsü aniden ölümcül bir düşmanın hayaletiyle karşılaşmışçasına içini ürpertti. Kıyıya varıldı. Kont içgüdüsel olarak kayığın arkasına geriledi. Kaptanın ona yumuşak bir sesle, “Yanaşıyoruz Mösyö,” demesi boşunaydı. Monte Cristo burada, tam da bu kayanın üzerinde muhafızlar tarafından zorla sürüklendiğini ve böğrüne süngü uçları indirilerek bu yokuşu çıkmaya zorlandığını hatırladı. (...)
Bir kapıcı, şimdi bir merak unsuru haline dönüşmüş olan bu dehşet abidesini görmek isteyen ziyaretçileri karşılamak üzere kapıda bekliyordu. Tüm bu ayrıntılardan haberdar olmasına rağmen, kapı kemerinin altına girdiğinde, siyah merdiveni indiğinde, görmek istediği zindanlara götürüldüğünde, Kont’un yüzünü kaplayan soğuk solgunluğun buzlu teri yüreğine kadar işledi. (...)
Alexandre Dumas (Aleksandır Düma), Monte Cristo Kontu -II-
Monte Kristo Kontu Metni İndir
Aşağıdaki bağlantıyı kullanarak videonun tam metnini PDF formatında indirebilirsiniz:
0 Yorumlar
Yorumlarınızı bekliyorum.