Aşık Veysel (Biyografi) Videosu Tam Metni

9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı ders kitabında sayfa 282'de verilen Aşık Veysel Şatıroğlu Belgeseli videosunun tam metni aşağıda verilmiştir. Videonun bazı bölümlerinde konuşmadan kaynaklanan bazı uzatmaları kısaltıp özetleyerek verdim. Cümleler kısalsa da anlamda herhangi bir değişme olmadı. Öğretmen arkadaşlarım ve öğrenciler 9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı ders kitabında sayfa 282'de verilen Aşık Veysel Şatıroğlu Belgeseli videosuna ulaşmakta zorlanırlarsa bu metni okuyarak derslerine hazırlanabilirler.

Kolay gelin...

Aşık Veysel Şatıroğlu Belgeseli Videosu Tam Metni

Uzun ince bir yoldayım,
Gidiyorum gündüz gece.
Bilmiyorum ne hâldeyim,
Gidiyorum gündüz gece…

Halk sanatımızın çağlardır süregelen önemli bir kolu da halk ozanlarıdır. Değirmende un öğüten değirmenci çırağı ya da dağda koyun güden çoban, bir akşam rüyasında ak saçlı bir ihtiyar görür. İhtiyar ona bir dolu sunar; bu dolu bazen bir bardak şerbet, bazen bir bardak mey, bazen de bir elma olur.

Bazen de rüyasında çok güzel bir yüz görür. Bu güzel Çin’dedir, Maçin’dedir ve oradan kendisine seslenir. Uyanınca turnaların peşine takılır ve yola düşer. Önce bir usta bulur kendine. O ustadan saz çalmayı ve söylemeyi öğrenir. Duygularını, düşüncelerini, kıvançlarını ve aşklarını önce ustasının diliyle, ustasının sazıyla anlatır.

Zamanla kendi de ustalaşır ve aşkını artık kendi sözleriyle dile getirir. Böylece değirmenci çırağının adı Âşık Ruhsati, çobanın adı ise Feryadi olur.

Günümüz halk ozanlarının en ünlülerinden biri de Âşık Veysel Şatıroğlu’dur. Her ozanın kendine özgü bir öyküsü vardır. Âşık Veysel’in de çok özel bir hayat hikâyesi vardır. Nasıl âşık oldu, saz çalmayı nasıl öğrendi, gelin bunu kendisinden dinleyelim.

Röportajcı: Âşık, hayatını kısaca özetler misin?

Âşık Veysel: Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde 1894 yılında dünyaya gelmişim. Annem beni kucağında sarmadan gelirken yol üzerinde doğurmuş. Yedi yaşıma kadar herkes gibi koştum, oynadım, güldüm. Yedi yaşımda çiçek hastalığından iki gözümü kaybettim. Babam rahmetli bir saz bulup elime verdi. Köylerde radyo, gramofon yoktu. Düğünlere, eğlencelere götürürler diye düşünmüş. O günden beri çalıp söylüyorum.

Yetmiş beş senelik hayat bir günde, bir saatte tükenir. Yalnız sazı aldım. Bir gün Hoca Nasrettin Efendi eline saz almış, tıngır mıngır ediyormuş. Hanımı sormuş: “Ne yapıyorsun hoca?” “Saz çalıyorum” demiş. Hanımı demiş ki: “Yahu başkaları elini aşağı yukarı götürüp getiriyordu, sen orayı tuttun, hiç bırakmıyorsun. Onlar benim tuttuğun yeri arıyor.”

Hayatımla ilgili eserleri okuduğumuzda birkaç isimle karşılaşıyoruz. Mesela Mollahüseyin ilk saz öğrenimimde bana çok yardımcı olmuş. “Çamşıhı” avazını da babanın bostanını kiralayan Ali Ağa’dan öğrenmişim.

Röportajcı: Âşık, gerçekten çok ilginç bir hayatın var. Yetmiş beş yılı “iki kapılı bir han”a sığdırmışsın. Bu konuda çok güzel bir türkün vardır. Zahmet olmazsa onu çalar mısın?

Âşık Veysel: (Uzun İnce Bir Yoldayım türküsünü çalıp söyler)

Röportajcı: Ağzına sağlık Âşık. Anladığım kadarıyla son yıllarda, özellikle son on yılda yazdığım şiirlerde tasavvuf düşüncesi ağır basıyor. Bunun nedenini anlatır mısın?

Âşık Veysel: Bir meyve çiçek açtığı zaman çiçek dökülür, ona çağla derler. Zamanla meyve tam kemâlini bulur, kokusu ve lezzeti yerine gelir. İnsan da böyledir galiba. Yaş ilerledikçe, olgunlaşma ve kemal yaşı geldiği için tasavvuf şiirleri ve tasavvuf düşüncesi egemen oluyor.

Röportajcı: Bu konuda da çok güzel bir türkün var: “Hiçbir Türlü Bulamadım Beni”. Onu da çalar mısın?

Âşık Veysel: (Hiçbir Türlü Bulamadım Beni türküsünü çalıp söyler)

yıllarca aradım kendi kendimi
hiçbir türlü bulamadım ben beni
hayal mıyım ürüya mı bilinmez
hiçbir türlü bulamadım ben beni

i̇nsan mıyım mahluk muyum ot muyum
ekilir biçilir bir nebat mıyım
yoksa görünüşte bir sıfat mıyım
hiçbir türlü bulamadım ben beni

leyla mıyım mecnun muyum çöl müyüm
arı mıyım çiçek miyim bal mıyım
köle miyim bir güzele kul muyum
hiçbir türlü bulamadım ben beni

varlığım yokluğum bir veysel adım
gök kubbede kalacaktır ses kadim
elli üç yıl kendi kendim aradım
hiçbir türlü bulamadım ben beni

Röportajcı: Ağzına sağlık Âşık. Şiirlerinde dağlarıyla, ovalarıyla, sularıyla, rüzgârlarıyla kıpır kıpır canlı bir doğa var. Renk renk, çok canlı şiirler bunlar. Yedi yaşında gözlerini kaybettiğin hâlde renkleri nasıl canlandırıyorsun? Sarı, siyah, kırmızı dediğinde bizim gördüğümüz gibi mi düşünüyorsun, yoksa kendi dünyanda yarattığın renkler mi var?

Âşık Veysel: Gözlerim açıkken kömür görmüştüm, siyahı ondan tanıyorum. Ama içimde canlanan siyah, parlak bir ışık gibi. Kırmızıya gelince… Babam rahmetli bir kâğıt getirmişti, kırmızı rengi o kâğıdın üzerinde gördüm. Kan rengine benzetiyorum. Renklerde ışık var. Bizim gördüğümüz renklerde ışık eksik. Benim dünyamda renkler çok daha canlı ve güzel.

Röportajcı: Peki eşyaların ve insanların şekilleri hakkında bir düşüncen var mı? Onlara kendi dünyanda şekil veriyor musun?

Âşık Veysel: Veremiyorum. Çünkü insan kısım kısım, yer damar damar. Herkes aynı renkte, aynı ölçüde değil ki ona göre karar vereyim.

Röportajcı: Yıllarca önce gözlerini açmayı teklif etmişlerdi, kabul etmemiştin. “İçimde bir dünyam var, bunu bozmayın, benim yarattığım dünya çok daha güzel” demiştin. Şimdi daha iyi anlıyorum.

Röportajcı: Bu konuda da güzel bir şiirin var. Okur musun?

Âşık Veysel: (BİR KÜÇÜK DÜNYA VAR İÇİMDE BENİM türküsünü okur)

BİR KÜÇÜK DÜNYA VAR İÇİMDE BENİM

Bir küçük dünyam var içimde benim
Mihnetim, ziynetim bana kâfidir.
Görenler dar görür geniştir bana
Sohbetim, ülfetim bana kâfidir.

İstemem dünyanın saltanatını
Süslü giyimini, Arap atını
Bilirsem Türklüğün var kıymetini
Vatanım, milletim bana kâfidir.

İsterdim hayatta düşmanla savaş
Milletime kurban olaydı bu baş
Nasib değil imiş şehitlik kardaş
İmanım, niyetim bana kâfidir.

Dünya geniş olsun, ister dar olsun
Yeter ki kalbimde iman var olsun
Her zaman milletim bahtiyar olsun
Rütbemle mesnedim bana kâfidir.

İçimde beslerim bir büyük ordu
Çiğnesin düşmanı yükseltsin yurdu
Azmi, zihniyeti, Veysel'in derdi
İşte bu niyetim bana kâfidir.

Röportajcı: Sağ olasın Âşık, ağzına sağlık. Tanrı seni ulusuna, ulusunu da sana bağışlasın. Son yıllarda geçirdiğin ağır hastalıklar nedeniyle mezarınla ilgili bir vasiyetin olduğu söyleniyor. Mezarıma taş ve çimento koymasınlar demişsin. Nedenini anlatır mısın?

Âşık Veysel: Eğer gözlerim olsaydı toprağı göremeyecektim, özelliklerini bilemeyecektim. Taş koyma, çimento koyma dediğimin sebebi şu: Öldükten sonra üzerimde otlar bitsin, çiçekler açılsın. Taş ve çimento kapatınca kimse istifade edemez. Benim toprağım milletime hizmet etsin. Orada biten otlardan koyun yesin, kuzu yesin, süt olsun; arı yesin, bal olsun. Ben taşın altında yatmakla bir fayda görmem. Nasıl yaşarken insanlığa ve ulusuma yararlı olmaya çalıştıysam, ölünce de toprağa karışıp bitkilere, hayvanlara ve insanlara yararlı olmak istiyorum.

Röportajcı: Âşık, sen toprağı diğer ozanlardan çok farklı seviyorsun. Onu üretimiyle, verdiği bereketle seviyorsun. Kısaca topraktan da bir iki mısra okur musun?

Âşık Veysel: (Kara Toprak türküsünü söyler.)

KARA TOPRAK

Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sâdık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sâdık yârim kara topraktır

Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim topraktan aldım
Benim sâdık yârim kara topraktır

Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sâdık yârim kara topraktır

Âdem'den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyva yedirdi
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sâdık yârim kara topraktır

Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sâdık yârim kara topraktır

İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sadık yârim kara topraktır

Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sâdık yârim kara topraktır

Dileğin varsa iste Allah'tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak'tan
Benim sâdık yârim kara topraktır

Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın kul da Allah'a
Hakkın gizli hazinesi toprakta
Benim sâdık yârim kara topraktır

Bütün kusurumuzu toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarımı düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sâdık yârim kara topraktır

Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel'i bağrına basar
Benim sâdık yârim kara topraktır

Röportajcı: Ağzına sağlık Âşık. Kısaca özetlersek şiirlerinde son yıllarda tasavvuf düşüncesi öne çıkıyor, çünkü yaş ilerledikçe insan kemâle eriyor. Renkleri ışıklı ve çok daha canlı bir şekilde kendi dünyanda yaratmışsın. Toprak ise senin için sadece ölümden sonra gidilecek bir yer değil; insanları, hayvanları besleyen, emziren canlı bir varlık.

Çok güzel, çok anlamlı bir hayatın ve anlatımın var Âşık Veysel. Allah, seni bizlere bağışlasın. Güzel şiirlerini dört gözle bekliyoruz.

Yorum Gönder

0 Yorumlar